| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Muhibbi

Yazılar arşiv 02.2009 Other entries in 2009-02 resimler , videolar

Fatih'in Fedaisinden Sosyalist Çığlıklar

Fatih'in Fedaisinden Sosyalist Çığlıklar

Fahrettin Cüreklibatır

8 Eylül 1937 Eskişehir doğumlu .

1961 İstanbul Üniversitesi Tıp mezunudur .

Askerliği sırasında , Göksel Arsoy'un film çekimini izlerken dikkati çeker ve sinema dünyasına çekilir . 300 e yakın film çeker ve bu filmlerinde biz onu Cüneyt Arkın ismi ile tanırız .

Fatih'in Fedaisi Kara Murat - Malkoçoğlu gibi tarihi yapımların yanı sıra yıllardır üstün kalitesi (!) ile tartışılan "Dünyayı Kurtaran Adam" filmi ile de unutulmazlığını perçinlemiştir .

Şüphesiz ki Türk Sinema tarihinin en başarılı oyuncularından olan Cüneyt Arkın‘ın bir videosu denk geldi önüme . 80 darbesi öncesi toplumdaki siyasi çekişmelerin etkilediği beyaz perdede , 1977 yapımı "Yıkılmayan Adam" isimli filminde Burjuvaziye sövüyor , ezilenlerin sesini oynuyor , Hiroşima dan , Vietnam'dan örneklerle karşısındaki kadını sorguluyor ve kadın kafamı karıştırdın diyince varsa kafan karışır diyor =))

İlginç , değişik bir Türk sineması anısı...

 

Videoyu İzlemek İçin Buraya Tıklayın

Sarili Kadınların İntikam Günü

Sarili Kadınların İntikam Günü

 

Uygar insan şiddetin her türlüsüne karşı çıkandır . Yeri geldiğinde mazlum ülkelerin bombalanmasına karşı çıkar , protesto eder , yeri gelir sokaktaki köpeğin şiddet görmesine karşı çıkar ve yeri gelir güzel yurdumun çare bulunmaz hastalıklarından biri olan kadına şiddete karşı çıkar . Töre cinayetlerine , namus cinayetlerine karşı çıkar...

  DEVAMI İÇİN TIKLA

Güzel yurdumuzda maalesef alıştığımız bu tablonun tam tersi eğlence olarak Hindistan'da festival olarak kutlanırmış . 1997 Eylül Focus Dergisinin haberini sizlerle paylaşmak istedim . Elbette bu haberdeki olayı üstteki ile birebir aynı tutmak olmaz =))

 

 

Yer: Mathura , Hindistan'ın Uttar Pradesh Bölgesi...

Tarih : Şubat - Mart ayı...

 

Ne Oluyor ?

 

Mathura , Tanrı Vishnu'nun 8. reenkarnasyonu olan Krishna'nın doğduğu kutsal mabedin bulunduğu kent... Her yıl şubat ve mart aylarında burada düzenlenen "Holi Eğlenceleri"nde , önce insanlar 4 kilometrelik kutsal yolu çıplak ayaklarlar yürüyorlar . Daha sonra en güzel giysilerini giyen kadınların erkekler üzerindeki çıngınlıkları başlıyor . Bu eğlence döneminde kadınların erkeklere istediklerini yapmaları serbest... Bazen erkek topluluklarının üzerine sopalarla saldırıyorlar , bazen onların üzerine boya döküyorlar .

 

Tehlikesi : Sopa darbeleriyle yaralanma

 

 

21. Yüzyılın Yarattığı Sanal Dünyalar

21.Yüzyılın Yarattığı Sanal Dünyalar

Bizler 20.yüzyılı da 21.yüzyılı da gören,hem asrın hem de  bin yılın değişimine tanık eden şanslı bir kuşağız.Yeni bir asıra girerken,teknoloji çağına tanıklık ederken; biz farkında olmadan birçok şey değişiyor.Ben 1986 doğumluyum.Bizim çocukluğumuzda playstation da yoktu,internet de cep telefonu da...Bir tek kanal vardı,o da TRT ve Susam sokağı,Hayvanlar alemi gibi eğitici,hepimizin keyifle izlediği programlar vardı.Oyuncak arabalarla oynamak,tabakları direksiyon yapmak,evcilik,saklambaç,yakalambaç,yerden yüksek,ip atlama,yakartop,istop,seksek gibi oyunlar oynamakla sınırlıydı aktivitelerimiz.En büyük lüksümüz,atari,gameboy ve tetristi.Okullarda meyve kutularından,kola kutularından ve kağıttan top yaparak futbol oynardık.Mahalle maçları yapardık,sokakta top oynardık,topumuz komşu teyzenin bahçesine kaçardı,o teyzelerin standart cümlesi şuydu:Keserim topunuzu.Maçlarımız,ya hava kararınca biterdi,ya da arkadaşlarımızdan birinin annesi yemeğe çağırınca...

Şimdi baktıkça sokakta oyun oynayanları göremiyorum.Herkesin elinde bir telefon,çocuklar ya telefonla ya bilgisayarla oynuyor,ya da internette kendine sanal bir dünya yaratıyor.Eskiden arkadaşımızın evine gittiğimizde koridorda maç yapardık,çeşitli oyunlar oynardık,şimdi ilk aranan şey internet, muhabbet de bir tek şu oluyor:Ben bir facebookuma bakayım,msnimi açsana.Facebookta 100'lerce arkadaşımız var,ama görüştüğümüz arkadaşlarımız sınırlı,çoğuyla sadece internet üzerinden görüşmeyi tercih ediyoruz.

Aile içi iletişim de  bozuldu.Anne,babalar televizyon başında,çocuklar,internet başında birbirinden kopuk,yakında bedenen yakın ama ruhen uzak bir şekilde yaşıyorlar.Herkes kendi odasına ve yaşam alanına çekiliyor.Sohbet yok,kendi hayatımızla ilgilenmediğimiz kadar dizi karakterlerinin hayatlarıyla ilgileniyoruz.El öperek bayramlaşmanın yerini herkese toplu mesaj çekerek bayramlaşma aldı.

Elbette ki teknolojik gelişmeye,ilerlemeye karşı durmak mümkün değil,çağa ayak uydurmak gerekli,internet de insanlığa çok faydalı bir icat, ancak her şeyi çok çabuk tüketiyoruz,arkadaşlıkları da,aşkları da,değerleri de... Teknoloji,bu tüketimi hızlandırıyor.Yeniliği hayatın her alanında eskiyi yok saymak,onunla bağını tamamen koparmak olarak algılıyoruz.

21.yüzyılın bir çok güzel şey getirirken bir çok şeyi götürdüğünü görebilirsek,yeni asrın yarattığı sanal dünyalardan biraz olsun kurtulabilirsek,interneti daha çok bilgi amaçlı kullanabilirsek,bizim için daha iyi bir çağ olacağını,yaşamdan aldığımız zevkin artacağını düşünüyorum.

İzlemeniz Gereken Hapishane'de Geçen Üç Film

İzlemeniz Gereken Hapishane'de Geçen Üç Film

 

Üç güzel rakamdır . Genetiğimizde üç hak vardır =)) Allah'ın hakkı üçtür deriz mesela . Yada fıkralarımız da dahi üç şans vardır . Örnek vermek gerekirse mutlu bir evliliği anlatan bir fıkra vardır aklımda =))

 

Adam gelini bindirmiş ata köye götürüyormuş . Arkada ahali davullar zurnalar kopuyor . Derken atın ayağı takılmış yerdeki bir taşa tökezlemiş . Adam ata dönüp "biiiiiiiiiiiiiiiir" demiş . Yola devam etmişler az ilerde at yine tökezlemiş adam yine ata dönüp "ikiiiiiiiiiiiiiiiiii" demiş . Az zaman , çok zaman gidiyorlar , davullar zurnalar devam ederken iş bu ya at yine tökezliyor . Bu sefer adam silahı doğrultup atı kafasından vuruyor . Kadın şok içinde , ahali donmuş kalmış . "Adam sen deli misin ne diye vurursun atı durduk yere ?" diye söylenmeye başlamış . Adam gür bir sesle kadına dönüp "biiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiir" demiş =))

 

Zorbalığı savunur gibi olmak için yazmadım bu fıkrayı aman sonra bana kadına şiddetimi savunuyor demeyin de , diyeceğim kültürümüzde üç önemli bir rakam . O sebeple efendim geçmiş zamanda izlediği filmleri , okuduğum kitapları anlatırken üçerli üçerli anlatıcam . Gündemde olmayan bu eserleri başlık kalabalığı yapmadan anlatmanın güzel bir yolu olduğunu düşündüm bu yöntemin .

 

İşte ilk üçlümüz , Hapishane konulu filmlerden 3 tanesi İÇİN TIKLA

 

Atatürk'ün Yanıbaşında/Atatürk'ün Kütüphanecisinin Anıları

 Atatürk'ünYanıBaşında/Atatürk'ün Kütüphanecisinin Anıları

Çankaya Köşkü kütüphanecisi Nuri Ulusu'nun Atatürk'le ilgili anılarının anlatıldığı bu kitap,bize bilinmeyen yönleriyle,tarih kitaplarında bulamadığımız,kronolojik olmayan farklı bir Atatürk sunuyor.İnsan Atatürk'ü! daha yakından tanımamızı sağlıyor.

DEVAMI İÇİN TIKLA

Kitapta Atatürk'ün Fransız elçisine verdiği ders,halka ve ülkesine olan sevgisi ve bağlılığı, din,müzik,sanat,tarih,dil ve kültür,spor gibi bir çok konudaki görüşleri, anlatılıyor.Atatürk'ün hangi takımı tuttuğu,uzun yıllardır tartışılır,doğrusunu kitaptan öğrendim, futbolla ilgisi yokmuş,gazetedeki futbol haberlerine bile bakmazmış.

Kitap,253 sayfa,içinde bir çok günümüzde kullanmadığımız eski sözcükler olmasına rağmen,içtenliğin satırlara yansıması nedeniyle kitabın bir solukta okunabilecek akıcı bir anlatımı var.Kitapta beni en çok etkileyen;Nuri Ulusu'nun 29 Ekim veya 10 Kasım'da ölmek için Allah'tan dilekte bulunması ve bu dileğinin kabul olup 29 Ekim'de ölmesi.Nuri Ulusu'nun Atatürk'e sevgisi,saygısı ve bağlılığı karşısında gözleriniz dolacak.

Atatürk'ün en iyi onunla birlikte yaşayanların anılarıyla anlaşılabileceğini düşünüyorum, yaveri Salih Bozok'un anılarının anlatıldığı Latife ve Fikriye/İki Aşk Arasında Atatürk kitabını da büyük zevkle okumuş ve bir çok şey öğrenmiştim.Atatürk'le ilgili bir çok kitap okumama karşın,onu çok iyi tanıdığımı söyleyemem,onu okuyarak tanıma sürecim yaşamım boyunca sürecek.

Atatürk'le ilgili kin ve nefret duygularıyla yazılmış İngiliz ajanı Armstrong'un Bozkurt kitabında bile Atatürk'ün cephede en önde giden cesur bir komutan olduğu,liderliği,dehası,büyüklüğü anlatılıyor.Bu kitap dahi,benim ona hayranlığımı,sevgimi ve borçluluk duygularımı arttırıyor.Marmaris'te heykeli sökülüp denize atılan, Uluslararası uzay istasyonuna Türk bayrağı götüren ABD'li astronot bile Atatürk'ün ''İstikbal Göklerdedir'' sözünü referans aldığını söylüyor.Ünlü aktör  Kevin Kostner,''Ne Mutlu Türküm'' diyene sözünü duyup çok beğeniyor ve şapka yaptırıyor.Elin Amerikalıları,Atatürk'ün yüceliğini görüyor,darısı içimizdeki bazılarının başına!

Bir Beyefendiyi Yitirdi Türk Sanat Camiası

Bir Beyefendiyi Yitirdi Türk Sanat Camiası

 

Her yitirilen çınarın ardından bir devrin kapandığı ürpertisi yerleşiyor içimize...

 

Kemal Sunal , Barış Manço , Suna Pekuysal ve daha nice değerli sanatçımız...

 

Gazanfer Özcan'ı da yitirdik .

DEVAMI İÇİN TIKLABeyefendi , nazik , kültürlü topluma sanatçıyı gösteren isimlerden biri daha gitti .

 

Yerleri dolmuyor . Zira artık popüler kültür ahlaksızı , barbarı , üne - şana kavuşturuyor .

 

Set arkadaşlarının hepsinin cenaze töreninde söylediği bir söz vardı . Gazanfer abi kendisine çıkarılan vergi borcundan çok sıkılıyordu .

 

Kültürün artık entellerin işi olduğuna inanan bir toplum olmaya doğru yol aldığımız bu dönemde , kültürün vergisi olur mu yahu diye sorasımız geliyor !!!

 

Nur içinde yat Gazanfer Usta...

Gel de izleme!Ne ararsan Boş Tv’de!!

Gel de izleme!Ne ararsan Boş Tv’de!!

Televizyonlarımız,sağ olsun her türlü hizmeti veriyor!Bir hayır kurumu gibi çalışıyorlar!

Sabah Sabah Seda Sayan,Alişan-Çağla Şıkel ve Petek Dinçöz,insanların dramlarıyla ağlatırlarken, hemen ardından bir oyun havasıyla göbecik attırıveriyor.

Öğlen Derya Baykal’la örgü örüyoruz,Esra Ceyhan’la dertlerimizi çözüyoruz,  sonra herhangi bir kanalda bir kısmet bulup izdivaç yapıyoruz.Türk gelin bulamazsak Star’da Yabancı Gelin buluyoruz.

Akşama Show Tv’de

DEVAMI İÇİN TIKLA

Yemekteyiz,Cefenin yazdığı gibi zıkkımlanıyoruz.Ertesi akşam Yemeğe Bizdeyiz.

Bu yemek programları,öyle bir mahalle baskısı yaratıyor ki izlemek zorunda kalıyorsun.Benim annem,günde herkes yemekteyiz programını konuşurken Fransız kalınca izlemeye başladı.Bana geçen gün sordu,aşçı kim?Benden cevap yok.Bir daha sordu?Bilmiyorum anneciğim,valla ben değilim.

 

Televizyonlarımızın hizmetleri bunlarla sınırlı değil tabii ki.Var mısın Yok musunda Acun’la kutu açarak,Ahmet Çakar’la şansa bakarak,zor karar vererek,Mehmet Ali Erbil’le akıllı ve aptal sarışınları bularak para kazanıyoruz.Sonra şöhret oluyoruz;Alaturka star,rap star,pop star,hiç bir şey olamayan top star oluyor.Tv’lerde ilahiyatçılarla dinimizi,Arif Verimli ile psikiyatriyi öğreniyoruz.Kitap,dergi,gazete okumaya ne gerek var!Her şeyi televizyonlardan öğreniyoruz.Daha ne olsun!

Belgesel istiyorsunuz değil mi?!Onu da Rtük,bazı kanallara ceza olarak yayınlatıyor,izleyiciye ne zaman sorsan belgesel yayınlansın der  ama yayınlanınca izlemez.

 

Yaratıcılıktan uzak Tv yapımcıları, bütün kanalları birbiri ile aynı hale getiriyor.Biri bir format buluyor,diğerleri sadece isimde ufak bir değişiklikle aynı format ve aynı programla ortaya çıkıyor.Formatın ülkemize,kültürümüze uyması önemli değil,reyting alıyor ya,uysa da koyuyorlar,uymasa da. Ağa dizisi tutuyor,bütün kanallar ağa dizisine başlıyor,bir kanal,romanı diziye çeviriyor,diğer kanallar da romanları dizi yapmaya kalkıyorlar.Mehmet Ali Erbilin Yaprak Dökümünün uzaması ile ilgili yorumu çok ilginçti:Reşat Nuri,öbür taraftan yazıp gönderiyor herhalde.Bir de yarım saatlik bir dizi, özet ve reklamlarla 3 saat sürüyor,dizilerin arasında reklam seyrediyoruz,vaktimiz heba oluyor.

 

Rahmetli Ayla Dikmen’i programına davet eden dangalak yapımcı ve programcılar bile var,Ayla Dikmen’in söylediği şarkının söz yazarı Fikret Şenes’i ise yaşadığı halde arayan,soran yok.Anca Ajda Pekkan’la telif kavgası olduğunda ismini duyabiliyoruz.

 

Üniversite öğrencileriyle siyasetçilerin bir araya gelerek ülke meselelerinin tartışıldığı Genç Bakış gibi programlar,hafta içi herkesin uyuduğu saatte yayınlanıyor.

 

Televizyonu bazen bir daha açmamak üzere kapatasım geliyor,bir şey kaybedeceğimi sanmıyorum.

 

Yıllardır abuk sabuk magazin programlarıyla ve futbolla uyutuluyoruz.Siz reklama aldanmayın,bir millet uyanamıyor!

 

İVEDİK ÇILGINLIĞI

İVEDİK ÇILGINLIĞI

Son zamanların en çok izlenen, her sinemada en az 3 salonun bu filme ayrıldığı, Turkcell gibi dev bir firmanın reklam kahramanı haline gelen Recep İvedik'i bu akşam gittim izledim. Mide bulandırıcı sahneler yaşanmasına rağmen evet çok güldüm. Zaten bu amaçla gittim. Sadece gülmek için!

  İnsanlar bu karakteri göklere çıkarsa da, Recep İvedik 1'i 4,5-5 milyona yakın insan izlemiş olsa da, bu benim gözümde asla bir film niteliği taşımamaktadır. Bu; iyi filme, iyi senaryoya, iyi yönetmene, iyi oyuncuya, iyi oyunculuğa, yeteneğe ve emeğe haksızlık olur.O yüzden bunu bir film olarak kabul etmiyorum. Benim için sadece bir güldürmece, 2 saat boyunca içindeki negatifliği dışarı atma, kafa boşaltmadır okadar. Bunu zaten Şahan Gökbakar bile kabul ediyor 

  Gidin izleyin ve gülün ama gerçek bir sinema filmi muamelesi yapmayın...

Türk Denizcilik Tarihinin Yürek Burkan Onurlu Sayfası "Ertuğrul Firkateyni ve Ali Kaptan"

Türk Denizcilik Tarihinin Yürek Burkan Onurlu Sayfası
"Ertuğrul Firkateyni ve Ali Kaptan"

Bugün Denizcilerimiz güvenliği sağlamak amacı ile Somali - Aden Körfezine doğru 9 gün sürecek bir yola çıktılar . Onların vedalaşmalarını izlerken aklıma Sunay Akın'dan dinlediğim destansı bir Türk Denizcilik anısı geldi . Daha sonradan da araştırıp detaylı olarak bilgi sahibi olduğum ,  gözleri yaşlandıran , onur sayfalarımızdan biri olan Ertuğrul Firkateyni ‘ni pek bilenimizde yoktur . Daha fazla girişi uzatmadan 120 yıl öncesine doğru bir yolculuğa çıkalım =))

 

DEVAMI İÇİN TIKLA

 

1880 li yılların sonlarına doğru Çanakkale Boğazından Marmara içlerine doğru o vakte kadar hiçbir Osmanlı tarafından karşılaşılmadık bir bayraklı gemi girdi . İhtiyatla yaklaşılan bu gemiden çekik gözlü kısa boylu adamlar indiler ve Osmanlı Devletine olan dostluklarını dile getirdiler . Padişahın huzuruna çıkıp , okyanus ötesinden geldiklerini devletlerinin adlarının Japonya olduğunu , krallarının devrin Osmanlı hükümdarı Abdülhamit'e saygı ve dostluklarını dile getirip hissiyatlarının kanıtı sebebiyle hediyelerini sundular . Belli bir süre İstanbul'da misafir edildikten sonra Japon denizciler törenle yolcu edildiler .

 

Zaman geçmiş ve Osmanlı Devleti'nin de aldığı hediyeler ve dostluk selamlarına karşılık vermesi gerektiğinin düşünen Abdülhamit , dönemin değerli deniz amirallerinden olan Ali kaptanı huzuruna çağırtır . Ona sakal bırakması gerektiğini , uzun bir yolculuğa çıkacağını ve büyük denizcilerin sakallı olduğunu hatırlatır . Yanına inandığı güvendiği denizcilerden bir birlik kurmasını ister . Ancak bu yolculuğun çok zorlu olduğunu de söyler . Çünkü yolculuk Ertuğrul Firkateyni ile yapılacaktır .

 

Duyanların sebebini anlamakta zorluk çektikleri bir tercihti Ertuğrul . Zira Osmanlı donanmasının elinde zırhlı, daha büyük gemilerde vardı . Ertuğrul ise 11 yıl Haliç'te bir dubaya bağlı ve tam 11 yıl yüzmemiş bir gemiydi . Derler ki, ‘Diğer gemileri Almanlardan aldık. Ertuğrul özbe öz Türk yapımı. Bu yüzden Türk'ün gemisi gidecek'. Yabancı değilsiniz; böyle bir söylem varsa altında bir bit yeniği var demektir. Gerçek şu: Ertuğrul, hem buhar donanımı hem de yelken donanımı olan tek gemi. Kaptan Ali Bey'e demişlerdir ki; ‘Evladım bizim onca yolu karşılayacak kömür alacak paramız yok. O yüzden limanlara yanaşırken buhar yakın, düdüğü öttürün ama açık denizde yelkenle gidin. Çünkü paramız yok.'


Yürek burkan tarihi sayfa o tercihle başlamıştı . Kaptan Ali Bey'in hazırlık için bir aylık zamanı vardı . O bir aylık sürede sakal bıraktı ve gerekli hazırlıklarını tamamladı . Askerlerine yolculuğun zorluğunu usulünce anlattı . Hiç kimsenin böyle bir yolculuk için zorunlu olmadığını dileyenlerin katılamayacağını dahi bildirdi . 1889 yılının kış mevsiminin soğuk bir sabahı tüm askerleri Ertuğrul'un üzerinde Kaptan Ali Bey'in emir ve görüşlerine hazır beklemekteydiler .

 

Ve kaptan Ali Bey'in üç yaşındaki kızı Neyyire'yi o yolculuğa çıkmadan önce son kez kucaklayıp öptüğünde sakalı vardı. Ve üç yaşındaki Neyyire, babasını yalnızca o pamuk gibi dokunuşla anımsamış yaşantısı boyunca. ‘Babam benim için yumuşacık bir sakal, başka bir şey anımsamıyorum ki' dermiş .

Ertuğrul yola koyuluyor. O dönem gemilerin yaklaşık 3.5 ayda alması gereken yolculuğu 8-8.5 ayda tamamlıyor. Ama tamamlıyor. Japonlar çok şaşırıyor. Diyorlar ki Yokohama Limanı'na gelen geminin kaptanı Ali Bey'e; ‘Nuh'un Gemisi'nin yüzüp yüzmediğini bilemeyiz ama sizin bu gemiyle buraya gelmeniz gerçekten mucize. Fakat mucize bir kez olur. Nasıl geri döneceksiniz?'. Kaptan Ali Bey'in bir tek güvencesi vardır: O da Ertuğrul'un ambarlarına doldurduğu emekçilerdir. Çünkü kaptan Ali Bey'de o kadar yolu ahşap bir gemiyle almanın, hele geminin, iç deniz için yapılmış bir geminin okyanusun büyük dalgalarına dayanamayacağını çok iyi bilmekteydi. O yüzden geminin ambarlarını kömürle dolduramadı ama tahtalarla, gemi yapımında kullanılan kalaslarla doldurdu. Ve birde marangoz ustası koydu denizcilerin yanına . Yola çıktıklarında Ali Kaptan dedi ki; ‘Bakın aslanlarım. Ertuğrul durmadan dalga yiyecek. Harap duruma gelecek. Yukarda rüzgar, aşağıda sizin emek gücünüz. Beğenmediğiniz tahtaları kesin, biçin, değiştirin. Nasıl olsa tahta bol. Yolculuk boyunca siz Ertuğrul'u yüzdüreceksiniz.'

Abdülhamit'in hediye ve dostluk mesajları Japon Kralına bildirildikten sonra törenler ve balolardan sonra dönüş yolculuğu vakti gelmişti . Geri dönüş yolculuğunda da kaptan Ali Bey'in tek güvencesi Ertuğrul'un ambarındaki emekçilerdi. ‘Bizi yüzdürürse onlar yüzdürecek' diyordu. Ama Japonlar dediler ki; ‘Büyük bir fırtına var. iki aylık fırtına. Hiç olmazsa o dinsin. Bekleyin.' Kaptan Ali Bey hesabetti. iki ay bir limanda bağlı kalmak demek, yolculuğun iki ay daha uzaması demek; 600'e yakın insanın iki aylık masrafı demek. O kadar paraları yoktu. Ertuğrul'un dışı boyanmıştı ama içi harap durumdaydı. Bunları düşününce yola çıkmak zorunda olduğuna karar verdi . Japonlar o vakit sizlere borç olarak daha sağlam bir gemi verelim dediler . Ali Kaptan yürekleri burkan cümleyi kurdu ve : "Bir Osmanlı asla borç almaz" dedi .

 

16 Eylül 1890 tarihinde geri dönüş yolculuğunun dördüncü gününde Japonların Uşimi adası açıklarında büyük bir fırtınaya yakalandı Ertuğrul. Okyanusun dev dalgaları. Aşağıda emekçiler kalasları, tahtaları kesip biçmekte ve durmadan çakmaktadır. Derken birden kaptan Ali Bey'i gördüler. Kaptan Ali Bey büyük üniformasını giymişti. Kaptanların yalnız önemli günlerde giyecekleri büyük üniformaları vardır, sırmalı. Seferde giymezler onları.

 

Şaşırırlar.

 

Fırtınanın ortasında, dev dalgalarla boğuşan Ertuğrul'da kaptanın büyük üniformasını giymesinin ne anlama geldiğini de biliyorlardır aslında. Ali Bey; ‘Hadi yiğitlerim' der. ‘Ertuğrul'dan buraya kadar. ‘Ama efendim, gemi su almıyor ki!'. ‘Almıyor ama geminin mirgan direği yıkıldı.' Ahşap bir geminin mirgan direği yıkıldı mı bisküviden yapılmış bir gemiye dönüşür. Az ötede Uşimi adasının ışıkları gözüküyor, feneri gözüküyor. Dönseler kurtulacaklar. Ama olmuyor . Dönemiyorlar .  

 

Kaşinozaki fenerinin kapısı çalınıyor. Japonlar açıyorlar, Şaşkınlar. Islak, garip kıyafetli bir insan. ‘Nereden geldi bunlar bu adaya?' dillerini de anlamıyorlar. Denizcilerin o rengârenk bayraklarını getiriyorlar. Fırtınalı bir gecede bir Japon fenerinde, bir tarafta Japonlar bir tarafta bizimkiler ve yerde rengarenk bayraklar; anlıyor ki fener bekçileri, az ötede bir Türk gemisi batmış. Bekliyorlar. Sabaha kadar gelen yalnızca 69 kişi. Boğulan 500'ü aşkın denizcimiz arasında kaptan Ali Bey'de vardır.

 

Ertuğrul'un batışı ilk kez, yakın tarihimizde ‘Bu kadar da olmaz. Kokuşmuş, kendisini tamamıyla yabancı sermayenin güdümüne vermiş, kapitülasyonlarla; bu anlayış hepimizi ölüme gönderecek. Bir şeyler yapmalı!'diye sizin gibi o dönemin aydınlık insanlarını bir araya getirmiştir. Cumhuriyet'e giden aydınlanma sürecinin başlangıcı, Ertuğrul firkateyninin batışıdır.

 

Kaptan Ali Bey'in kızı Neyyire de zaman içinde evleniyor. Ve oğlu dünyaya geliyor, kaptan Ali Bey'in hiç kucağına alıp sevemediği torunu.

Ve bu torunu da Ertuğrul'un batışından bir yıl sonra, 1891'de Erdek'de batan, sonra 2. Dünya Savaşında 1915 yılında E-11 kod adlı İngiliz denizaltısı tarafından torpillenerek bir daha batan ki, her iki seferde de denizden çıkarılıp yüzdürülmüş olan 1919 un 15 Mayıs ‘ın da İstanbul'dan yola çıkıp Samsun'a giden Bandırma Vapuru'nun içinde , Mustafa Kemal'in yanında olan Cumhuriyet Döneminin ilk Milli Eğitim Bakanı olacak olan Hasan Ali Yücel'dir.

 

O Hasan Ali Yücel ‘in oğlu da bugün hepimizin tanıdığı Şair Can Yücel'dir .

 

NOT : 

  (Bu alan http://www.uluyama.org/page.php?ID=166 sayfasından alıntıdır)

II.Abdülhamit döneminde bir gemimiz , Kuşhimoto (16/09/1890) yakınlarında batar ve 587 denizcimiz hayatını kaybeder. Resimde gördüğümüz yer , bu şehitlerimiz için anılarına Japon Hükümeti tarafından yaptırılan bir anıt.
Hayli duygulandığımız bu yerde şehit denizciler için saygı duruşu , milli marşlar söylendikten sonra herkes birer çiçek anıta bıraktı . Oraya gelen yerli -yabancı turistlere verilmek üzere bastırılan el broşüründe aynen şunlar yazıyordu.
" TÜRKİYE ve JAPONYA arasındaki dostluğun sembolü ve tüm dünyaya sevgi , saygı ve barışın önemini simgeleyen bir eser olarak inşa edilmiştir" Sanırım böylesine birbirlerine değer veren ,bu iki millet arasında yapılacak daha çok şey olduğuna inanıyorum.
 
NOT 2 : 
Seneler sonra yapılan çalışmalarda bulunan Ertuğrul Firkateyninden görüntü
 

Yazı yazmak zahmetli iştir,en iyisi kopyala yapıştır!!!

Yazı yazmak zahmetli iştir,en iyisi kopyala yapıştır!!!

   

Kopyala yapıştır,internet kullanan çoğu insanın yaptığı bir şeydir.Bir çok blog ve internet sitesi de bunu yapıyor.Hatta bazıları,kaynak bile göstermeye gerek duymuyor..Örnek vermek gerekirse Cefe’nin Yılbaşında Neden Hindi Yenir yazısını kaynak göstermeye gerek duymadan aşıran forumuz.biz.com...Sonradan kaynak gösterip hatayı düzeltseler bile,siteye üye olmadan yazının kaynağını göremiyorsun. Yazı yazmak,zordur,uzundur,yorucu  ve zahmetlidir,ne gerek var yazmaya canım!Kaynak göstermeden bir yazıyı bir yerden alarak kullanmak,emek ve fikir hırsızlığıyla insanları aldatmaktaktır.

 

Bir haber,bir video,bir resim,beğenilen bir yazı,şiir,fıkra v.b şeyleri kaynak göstererek paylaşmanın tabii ki sakıncası yok,ancak tüm içeriğini kopyala yapıştıra dayandıran siteler ve bloglar var.Bunların çok okunması,üzücü bir durum.Bundan ne zevk alındığını anlayamıyorum.Araştırarak, okuyarak,düşünerek,bunları  fikri bir temele dayandırmak, kendi cümlelerinle yazıya dökmek,iyi veya kötü bir yazı ortaya çıkarmak, bu yazıyı başkalarıyla paylaşmak kadar keyif veren bir şey olabilir mi?Bunlar yapılmadığı sürece bana göre; kendi kendini aldatmak,tatmin etmekten başka bir yarar elde edilemez.

 

Biz Muhibbi olarak zor bir iş yapıyoruz,kopyala yapıştır içeriğe yer vermiyoruz,bu yüzden de farklı ve özgün bir bloguz.

 

Hürriyet Pazar’da dün okuduğum Kopyala yapıştır jenerasyonu başlıklı habere göre;Amerika’da yapılan bir araştırmada üniversite öğrencilerinin bitirme tezlerinin yüzde10’unun başkalarından çalınma olduğu tespit edilmiş. Business Week Dergisi şu soruyu sormuş: Bu öğrenciler hırsızlık mı yapıyor, yoksa yeni çağın öğrenme biçimi bu mu?

Sorunun yanıtı gayet açık bence,yeni çağın öğrenme biçimi bu.Arama motorları da  bu öğrenme biçimine yardımcı olarak zamandan tasarruf sağlıyor.

 

nedir.antoloji.com’da kopyala yapıştır işlemi için şu yorumlar yapılmış:

  • Üşenenin çocuğu olmaz.
  • sitelerden bulduğum güzel etkileyici yazıları benimmiş süsü vererek otantik bi havada oluşturmak suretiyle kopyalayıp yapıştırmak kızların bana karşı ilgisini daha bi artırırmışş.... 
  • Kimse okumuyor... sadece ekran kirliği başka hiç bir şey değil. kısa ve öz çümlelerden oluşan kendi fikirlermizi yazsak olmazmı? ? illa destanmı yazmak gerekiyor?
    kim okuyor
    koca bir sayfa yorumu allah aşkına? ve niye illa bir yerlerden bulunabilecek birşeyleri yorum olarak alıp sayfaya yapıştırıyor insanlar? siteyi verin isteyen girip baksın.
  •  Denyoluk. 
  • Savunduğu şeyi açıklayacak,hatta derdini anlatacak kadar bile..kelime bilgisi ve kültüre sahip olmayan insanların yapmış olduğu eylem... 
  • Ara sıra hepimiz yapıyoruz.