| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Muhibbi

Yazılar arşiv 09.2008 Other entries in 2008-09 resimler , videolar

NERDEE O ESKİ BAYRAMLAR...İYİ BAYRAMLAR...

NERDEEE O ESKİ BAYRAMLAR...

İYİ BAYRAMLAR

   Eskiden bayram sevinci birgün önceden arefe gününden başlardı.Alınan en güzel elbiseler yastığın altında bayram sabahını beklerdi.Başını yastığına koyanıda uyku tutmazdı.Kendini hayal ederdi elbiselerin içerisinde.Yastığı zırt pırt kaldırır hala ordalar mı bahanesiyle bakılırdı.Sabah olunca erkenden kalkılırdı Barış Manço’nun şarkısı eşliğinde.Barış Abinin billur sesi ‘’Bugün bayram erken kalkın çocuklar,Giyinin en güzel giysilerinizi...’’diyordu çünkü.Evin erkekleri bayram namazından döner hemen kahvaltı masasına oturulurdu hep birlikte.Oysa şimdi aynı evin insanlarını aynı anda kahvaltıya oturtmak geceleyin güneş doğması beklemek gibi.Herkes kendi havasında...Müthiş bir kahvaltının üstüne keyif çayları içilirdi tavşan kanından.Herkes elbiselerini giyer sanki herkes birbiriyle yarışırdı sanki daha güzel olmak için.Küçükler büyüklerin ellerini öper sevgi yumağı oluşurdu.El öpmenin hediyesi olarak avantalarını da almayı unutmazlardı tabi.Daha sonra mahalleye çıkardı küçük çocuklar akrabalarını ziyaretten önce çalmadık kapı bayramlaşmadık kimse bırakmazlardı.Oyunlar oynarlar eve dönene kadar bitirirlerdi harçlıklarını.

  

    Gün ilerledikçe hafif bir yorgunluk çöker ama hiçbir zaman bayram sevinci kaybolmazdı içimizden.Bu sevinç bastırırdı yorgunluğu taa en dibe.Uzun zamandır görmediğiniz Ali amca Ayşe teyze birazcık yaşlanmış ama sohbetlerine hala doyum olmuyor günün nasıl geçtiğini anca pencereden bakıldığında kararan hava anlatıyordu bize.O zamanlar ziyaret edilen her kapı açılırdı şimdiki gibi duvar olmazdı hiçbir kapı.O zamanlar yazmazdı hiçbir kapının üstünde ‘’9 günlük bayram tatili nedeniyle şehir dışındayız evde yokuzzz’’ diye.En son durak ninelerimiz dedelerimizdi.Ninelerimizin o güzel yemekleri annemizinkinden bile güzeldi ne de olsa yetenek meselesi.Zeytinyağlı yaprak dolmasını parmaklarımızı ısırırcasına yerdik.Bayrama özel tatlılar börekler yapılırdı.Şişen göbeğimize aldırmaz hepsinden tatardık.Oysa şimdi ninelerimizin dedelerimizin evleri boş.Çünkü onları huzurevine tıktık gözü yaşlı şekilde belki ziyaret ederler umuduyla beklemekteler çocuklarını torunlarını.Ama çocukları evlerini paylaşamadıkları için kavgalı küs ve meşguller.Artık yaşlılarımızı onları unutmayan yardım kuruluşları ziyarete gitmekte bizim yerimize.Ziyaretler bile artık bu kadar kolaylıştı.Eskiden cep telefonları yoktu uzaktaki akrabalar dostlar arkadaşlar normal telefonla aranır seslerinden sevinçleri anlaşılırdı.Şimdi ise kopyala yapıştır yaptığımız kendimizin bile yazmadığı duygu yüksüz mesajlarla kutlamaktayız.Belki şükretmeliyiz hala bayramlaşıyoruz diye.Ya bir gün tamamen bayramın ne olduğunu unutursak.

  

 Neden böyle olduk neden eski tatları yaşayamıyoruz diye düşünüyoruz şimdi.Suçu kabullenemeyip bayramlar değişti diyoruz.Bayramlar değişmedi insanlar değişti.Nasıl özlemez ki insan eski o bayramları?Bir saniyesinde yaşanan mutluluk için bile neler verilmezdi ki.??Şimdi döveleim dizlerimizi vuralım kafamızı duvarlara Ahhh ahh nerede o eski bayramlar diye...her neyse herkese İYİ BAYRAMLAR...

Dizi İzleyerek Memleket Gündemini Çözmeye Çalışmak , Size Koyun Muamelesi Yapanlara Teşekkür Etmektir...

Dizi İzleyerek Memleket Gündemini Çözmeye Çalışmak , Size Koyun Muamelesi Yapanlara Teşekkür Etmektir...

(Bahsedeceğim diziyi yalnızca bir dizi olarak izleyen ve onu yaratırken yalnızca bir sanat eseri olarak yaptığını düşünenen herkesi tenzi ederim )

Daha doğru bir başlık olamazdı heralde böyle bir yazıya. Kısa bir geçmiş incelemesiyle kurtlar vadisi üzerinden yazıyı derinleştirelim...

Dizi bundan beş – beş buçuk yıl önce show tv de yayın hayatına başladı . Yapımcılığını Şaşmaz kardeşlerin üstlendiği dizinin fragmanında özellikle yönetmeni vurguyla belirtiliyordu . O yönetmen Osman Sınav dı . Aksiyon filmlerinin Türkiye de ki usta ismi... Osman Sınav milli değerleri kuvvetli olan bir düşünce yapısına sahip ve yönettiği filmlerde de bu vurguyu layığıyla yerine getirmektedir. (BKNZ : Deli Yürek Bumerang Cehennemi)

Her neyse oyuncular incelendiği vakit Osman Sınav filmlerine örnek gösterdiğim filmde de rol alan Selçuk Yöntem Kurtlar vadisi dizisinde de oyuncu olarak bulunmaktaydı . Hayatta ki duruşuna yakın bir görüşe sahip bir rol düştü kendisine . Bir gizli servisin başıdır ve anti emperyalist bir duruş sergilemektedir . Filmde yeri gelir Amerikan Emperyalizminin zulmünden bahseder yeri gelir Türkiye üzerindeki hesaplarından bahseder . Hatta bunu nesnelleştirmek adına senaryoda bir iş adamı rolünde bulunan ama daha çok amerikanın ülkemizdeki kolu gibi çalıştığı tasvir edilen Mehmet karahanlı karakteri ile mücadelesiyle olsun okuduğu gösterilen kitaplar olsun ( Efendi – Soner Yalçın ) göstermiştir.

Film oldukça tutuldu . Hatta o kadarki ana karakterlerinden Oktay kaynarcanın canlandırdığı roldeki kişi dizide ölünce yurdum insanı gazetelere ilanlar verip maçlarda saygı duruşunda bulundu .

Fakaaaaaaaaaaaaaaat bir süre sonra dizide bişeyler değişti...

3. sezonunda Osman Sınav diziden çekildi herhangi bir açıklama yapılmadı –yapılanlarda inandırıcı olmadı- ardından da Selçuk yöntem... Karakterlerin yok olmazsı belirli bir kurgunun ürünü sayılabilirdi , yönetmenin ki de yapımcılarla anlaşmazlık vs vs vs Hepsi kabul edilebilir , profesyonel iş yaşamında olması muhtemel sonuçlardı .

Ancak zaman geçip dizinin adına pusu kelimesi eklendiğinde insanın aklına bu pusunun polat a mı yoksa koyunlaşmış izleyiciye mi olduğu belirsizleşti . Yurdum İnsanı artık polat ne kötü derse kötü ne iyi derse iyi sanmaya başlamıştı . Geçen 3 yılda varolan piramit yapı artık yok olmuş , dizinin başrol oyuncusunun gerçekleştirmek istediği ana gerçek bir hedef olmaz olmuş memleket gündeminde ne varsa onu işler olmuştu . Papaz vurulursa papaz vurulması , kitapçı basılırsa kitapçı baskını , ergenekonsa ergenekon...

O insanları görüyorum yollarda , otobüs duraklarında , sahil kenarında , ülkesinde olanı biteni polat oynasada anlasam diye bekleyeni ....

Ey yurdum insanı okumazsan bir sütun gazete yazısı , bir sayfa kitap dergi , ne oluyor ne bitiyor diye beklersen polat alemdarı daha nice Uğur Mumcular , Bahriye Üçoklar , Ahmet Taner Kışlalılar yitirirsin... Unutma ki polat alemdarı izleyerek sövdüğünü sandığın ABD emperyalizminin yaşamasının en büyük sebebi o sürekli baktığın Televizyondur .

O halde yaşasın koyunlar vadisi....

( NOT : Siyasallaşmamak adına Show Tv nin sahibi mehmet emin karamehmet in davlete olan borçlarından ve şaşmaz kardeşlerin dini yaşamlarının ayrıntılarından bahsedilmemiştir ... )

Bu Filmi İzleyin " Bakış Açısı "

 Bu Filmi İzleyin " Bakış Açısı "

 

 

        Bir film düşünün ki 15 dakikalık sahneyi defalarca izleyin ve her seferinde ayrı bir ayrıntı yakalayın...

       Bir film düşünün ki binlerce insanın bulunduğu bir arenayı orada bulunan 5-6 kişinin gözünden aynı anı birbirinden çok farklı olarak görün...

       Bir film düşünün ki gördüğünüz her ayrıntının filmin son 15-20 dakikasında bir örümcek ağı birleştiğini görün...

       Bakış Açısı ismiyle bundan 3-4 ay önce ülkemizde gösterimde olan bir film . Ben iki kere izledim ve ikinci izleyişimde dahi heyecanla takip ettim . Mükemmel bir kurgudan oluşan bakış açısında özellikle son 10-15 dakika nefes kesiyor . Kesinlikle izlemenizi tavsiye ederken izlememiş olanlarında heveslerini törpülemeyecek iki notum var ;

1)  Lost fanatiği iseniz Jack Shepard olarak tanıdğınız Matthew Fox un karateri sizi tepetaklak getirebilir .

2)  Filmde ki bombalama dünyada gerçekleşen terör olaylarını anımsattı . Kısa zamanda 3 lü saldırı...  

 

Ayşe KULİN-Gece Sesleri

 200px-Aysekulin                         Arada sırada sizlere, okuyup beğendiğim ve sizin de okumanızı tavsiye edeceğim kitaplardan bahsedeceğim.  İlk paylaşmak istediğim yazar Ayşe KULİN ve onun eserleri oldu.  Ayşe Kulin;1941 İstanbul doğumlu bir Türk gazeteci ve yazarımız.Entellektüel bir aileden gelen Ayşe Kulin, Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirmiştir... DEVAMI İÇİN TIKLA

      

 

BAYANLARA OFSAYT ANLATMAK...

Arkadaş ortamındasınız.Yarınız bayan yarınız erkek.Kahveler çaylar söylendi muhabbet gırla şen şakrak espiriler gülücükler havada uçuşuyo konu dolandı geldi futbola.İlk etapta erkekler bu etapta memnun.Çünkü futbol konuşmayı seviyor bizim erkekler.Ama en yakın arkadaşınız geçen günkü maçtan bahsetmeye başladı ne gerek varsa.''Ulan geçen haftaki maçta hakem golümüzü yedi öyle ofsayt mı olur.Aynı hizadalardı yaa'' der.İşte filmin koptuğu an bu andır.Çünkü bayan arkadaşlardan biri muhakkak ''OFSAYT NE DEMEEEKK??'' diye sorar ve size saçı başı yoldurtur.

Eğer böyle bir ortamda bulunmasaydınız benden size tavsiye.Asla bayanların yanında futboldan konuşmayın.Çünkü çoğu bayan ofsaytı bilmez çoğu erkekte onların anlayabilceği şekilde anlatamayıp içinden çıkılmaz bir hal oluşabilir.Bayanlara ofsaytı anlatmak deveye hendek atlatmaktan zordur çoğu zaman hele hele bu arkadaş sarışınsa deve çekirge olsa atlayamaz o hendekten.Çünkü bayanlar çoğu zaman 22 kişi bir topun peşinden koşuyor mantığıyla bakarlar futbola.

Peki ofsayt nedir?Rakip yarı sahadaki futbol oyuncusunun, takım arkadaşı tarafından ona doğru pas atıldığı anda kale çizgisi veya onun devamı olan aut çizgisine en yakın ikinci rakip oyuncudan daha yakın olması durumudur ofsayt.En anlaşılabilcek tanım budur.Ama asla o anda bu kadar kolay şekilde anlatamıyoruz biz erkekler bu olayı.Aslında en güzeli maç izlerken ofsayt olduğunda pozisyon tekrarlarında anlatmaktır.Çünkü her zaman görsel eğitim daha başarılı sonuçlar verir.

Bu karmaşık olayı bir kerede anlayabilen bayanlara ne yapılmalıdır.En yakın kuyumcuya gidip tek taşlı pırlanta alıp evlenme teklifi edilebilir mesela.Çünkü eşi benzeri bulunmayan doğa üstü mucizevi biriyle karşı karşıyasınızdır.Bu fırsatı kaçırmayın derim.

Birde taçtan ofsayt olmaz ve pasif ofsayt kuralları var.Bence detaya girmemek gerek işi daha da karmaşık hale getirmemek adına.En güzel çözüm Fifa nın ofsaytı kaldırması olurdu heralde.Burdan yetkililere sesleniyoruz OFSAYT OLMAYAN FUTBOL İSTİYORUZ.

Google 10. yaşını kutlarken , hede hödö yurdum gençliği...

Google 10. yaşını kutlarken , hede hödö yurdum gençliği...

DİKKAT DİKKAT : BU YAZI AŞIRI ASABİYET İÇERMEKTEDİR , BİR DOĞUM GÜNÜ YAZISI OLABİLECEK EN SON YAZI DENİLEBİLİR...

 

İlköğretim ve lise hatta acıyarak diyorum ki üniversite ödevlerinin birbirine ne kadar benzediğini farkettiniz mi hiç ?

Nice mutlu senelere google , iyiki olmuşsun google , sen olmasan neylerdi yurdum öğrencisi ? Yaz google a ödevini çıksın sonuçlar , ilk sayfadaki web sayfalarına bir göz gezdir , zengin görünümlü olanı kopyala yapıştır word ‘ e , yazdırıver gitsin... Dosyala çıktı götür hocaya , hoca tepeden baksın ödeve , ooooooo aferim çocum diyip çaksın sözlüne en yükseğinden bir not . Sen mutlu , hoca mutlu , google mutlu .

 

Derdim google la değil yanlış anlaşılmasın . Elin Amerikalısı , dandik eğitim sistemi ve onun çıktısı olan Türk öğrencileri iyice köreltelim diye üretmediler elbette bu mereti . “Araştırmalara” yardımcı olsun diye üretmişler tam 10 yıl önce bu mereti 24 ve 23 yaşlarındaki iki genç . Üniversitede tanışmışlar . Rivayete göre biri sonradan kaydolmuş o üniversiteye , okulda ki ilk gününde de okulu tanıtma sebebiyle dost olmuş bir çok konuda fikir ayrılığı yaşayan bu iki genç ....

 

Uzatmaya gerek yok sözü . Onlar görüş farklılıklarını değer üretmede fırsat görürken birileri kavgaya sebep sanmaktadır . Rüşvet vererek dünyanın en başarılı 500 üniversitesi arasına zorla sokulan okullardan uluslararası nitelikte değerli bir internet markası çıkmasını daha beklersek buraya yazıyorum “NAH” çıkar . Bunu alın kopyala yapıştır yapın , hocanız neden yaratıcı değiliz diye sorarsa tez olarak sunarsınız...

 

NOT : Yazımı yorumlayacak olanlar google da “google insanı idiotlaştırır mı” diye aratıp kopyala yapıştır yapabilirler    

Futbol adamının bir futbol maçını hatırlatan sonu...

Futbol adamının bir futbol maçını hatırlatan sonu...

 

Kazım Kanat bu sabaha karşı hakkın rahmetine kavuştu . Kendisinin yazılarını takip etmedim , programlarını pek izlemedim , ama bir direnişçi bir mücadele insanı olduğunu biliyorum . Allah rahmet eylesin.

 

            1999 da kapıldı kanser illetine . Dalga geçti onunla . Adeta kansere kapılanların idolü oldu çıktı . Öyle ki bugünkü hayatından parçalar içeren gazete yazılarından birinde bir anısını gördüm , budur dedim hayata tutunmak . Son ameliyatına girecek oluyor  O güne kadar sürekli moral aşılıyor çevresine , tersi olması gerekirken . Ameliyata girmeden önce doktoruna bugünden sonra fenerli olmak istiyorum diyor . Doktor nedenini sorunca da , olurda çıkamazsam ameliyattan dünyadan bir fenerli ölmüş olur diyor .

            Ameliyat masası psikolojisi çok başkadır . Diş çektirecek olsa da insan tedirgin olur . Ama o aksine böyle bir ameliyat öncesi umutlu neşeli girmiş . Ameliyatı atlattı .

Bir TV programında izlemiştim Bodrum a yerleşmiş , bir tekne kiralamış balık avlayıp mangal yapıyormuş gün aşırı .

Hayat budur diyordu .

Her şeyi bırakıp gitmiş bir sahile .

Tamam devirdi derken hastalığı , bir klima karşısındaki uykuda yakaladı onu yeniden illet . Tüm gece klima karşısında uyuduğu için zatürre oluyor , üstüne üstlük oğlunun askerdeki yemin töreni için Ağrı ya gidiyor ve hava değişimi onu tekrar hastaneye yolluyor .  

 

            Çok basit geldi bana bu ölüm . Sürekli takip ettiğim biri değildi dedim yazının başında ama şunu biliyorum ki mücadele adamıydı o . İnadına yaşamak diyordu nazımın dediği gibi .

Bir futbol adamının ardından hayatının noktası en güzel futbolla anlatılır sanırım .

1999 yılı şampiyonlar ligi finali , Manchester United – Bayern Münih maçı , dakika 90 maç Münih in 1-0 üstünlüğüyle bitmek üzere kupa artık Almanların dendiği anda 2 dakikada 2 gol atan İngilizler 2-1 yapıp kupayı kazanıyordu . Futbol tarihinin en dramatik finallerinden biriydi . Futbolun adaleti yok dedirtti işte bu final tekrardan .

Tıpkı Kazım Kanat ın vedası gibi... 

Çok adaletsiz bir son oldu....

Otomobil Amblemlerinin Değişimi

Otomobil Amblemlerinin Değişimi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BURASI TÜRKİYE

   Burası Türkiye.Bu lafı çok duymuşsunuzdur.Genellikle vurdumduymazlığın bir örneği olan bir laftır ve sözden anlaşıldığı üzere ülkemizde sıkça kullanılmaktadır.Çünkü burası Türkiye.Bu söz olması imkansız bir olayı nasıl becerebildiğimizi ne kadar güzel anlatıyor değil mi?Ülkemiz olmaz dediğimiz olaylarla dolu.Hatta o kadar bu tip olaylar var ki bu konu üzerine BURASI TÜRKİYE diye bir kitap bile yazılabilir belkide böyle bir kitap vardır.İnternette yurdum insanı fotoğrafları sadece bizim ülkemize hastır heralde.Milyonlarca saçmalığa ev sahipliği yapıyoruz.İmkansızı başarabiliyoruz çoğu zaman.

   Bugün internette okuduğum bir haberle konuya devam etmek istiyorum.Küçük yaştaki çocukların ehliyetsiz araba kullandıkları hatta daha ileri gidip kamyon,otobüs,tır vb. kullandığını duymuşunuzdur görüp şahit olmuşunuzdur.Bu olaylara şahit ola ola artık garip gelmiyordur belkide.Ama okuduğum haber tüm bunlardan biraz daha öte.15 yaşındaki çocuk uçağın kokpitinde ve resimde görüldüğü gibi elinde de direksiyonu üstüne üstlük poz vermiş.Ben camdan kolunu çıkarmadığına şaşırdım doğrusu.Evet yanlış duymadınız 15 yaşındaki çocuk kokpitte.Hemde bu sefer doğan görünümlü şahin değil dünyaca ünlü uçak markası olan THY’nin alt markası Anadolujet’e ait Boeing 737–400 tipi, ‘TC-JEU’ kuyruk tescilli Ankara-Erzurum seferini yapan uçağı kullanıyordu.Ve sonuç olarak bu olaya göz yuman pilotun kaptanlığının alınması gündemde.

  Ama korkulcak birşey yok.Aynı tip bir olay Rusya'da pilotun koltuğunu oğluna bırakması ile 70 kişinin ölümüne neden olmuştu.Yani bu seferki ehliyetsiz uçak sürme olayı biz Türklere has bir olay değil.Ruslar yapıyorsa bizim onlardan neyimiz eksik.BURASI TÜRKİYE.Güzel memleketimin güzel insanlarıyla dolu...

GÜZ ZAMANI

 

GÜZ ZAMANI

  Dün bir makalede bir yazı okudum.Yazar,sonbaharın gelişini haberdar ediyordu okuyucularına ve şöyle anlatıyordu: Sonbaharı,hüzünden buruk bir tat alan insanların sevdiğini söylüyordu.Tıpkı acı seven insanların acılı yemek yerken bir yandan yanan ağızlarından şikayet etmesi,diğer yandan da yediklerinden lezzet alması gibi…   Acıdan keyif almak!   Düşündüm bir sonbaharın,insanlara neler hissettirebileceğini.Kimisi için sıcak ve uzun geçen yaz günlerinin bittiğinin habercisidir sonbahar,kimisi için soğuk kışın kapıya dayandığının.Yani ilk aklıma gelen ya bitişti ya da başlangıç.Oysaki sonbahardan zevk alanları hiç düşünmemiştim bugüne kadar!   Sonra fark ettim ki; tüm hüzünlü şarkıların bir köşesinde sonbahardan bir iz var.Her şarkıya,her şiire ilham olmuş sonbahar ve getirdiği hüzün.   Meğersem hüzünden zevk alanların ruh haliymiş sonbahar…   İnsanı evine hapsedip,battaniyenin altına sokup,kışı çağıran sessiz bir çığlık gibi.Sıcak yaz günlerinden sonra esmeye başlayan ilk rüzgarların tenimizi tatlı tatlı serinletmesi önce insanların hoşuna gider.Ancak gün geçtikçe sertleşen o rüzgarlar,insanları kasvete ve sonrada eve sokar.Ben sanırım,ilk esen sonbahar rüzgarlarından kısa bir süre zevk alanlardanım!  Şimdi ise,sonbaharın bu ilk rüzgarlarıyla gelen tatlı serinlemeye kendimi bırakıp,kısacık sürecek olan sonbahar zevkimi yaşıyorum.   Kaçırmayın derim…